1. Seyir Defteri: The Artist

    Dikkat: Charlie Chaplin filmlerini kahkahalar ve gözyaşları içinde izleyen bir adamdan, genelde sinemada film izlemeyen ve sinema gibi sinemaların sinemada izlenmesi gerektiğini savunan ve dahi insani değerler konusunda pek hassas bir adamdan bir film değerlendirmesi okumak üzeresiniz. Taraflı, fanatik bir yazı olacak. Sonra uyarmadı demeyin.

    ————————————————————

    2000’li yılların ilk çeyreğinde tutup da siyah beyaz film yapmak için önce biraz deli, sonra biraz insan, biraz sinema tutkunu ve biraz da iyi bir ekiple çalışmayı becerebilmek gibi yönlere sahip olmanız gerekir. Michel Hazanavicius bu meziyetlerin tümüne sahip.

    **

    Film hakkında uzun uzun konuşmaya gerek yok. Zira sinema algısı oluşmamış, hayatında sanatın yeri Acun ile başlayıp Castin Biybır ile nihayetlenen bir kültür algısına sahipseniz, film size “çok renksiz” ve “çok sessiz” gelecek. Yahut film anlayışınız altta “rönrönrön müzikler” ve sahne başına 30-40 ayrı plan hareketliliğinde holivut oyalamacaları ise, film size hareketsiz gelecek. Eh, bu yazının devamını okumanızı size önermiyorum, şu durumda. Yine de filmde öyle sahneler var ki, es-kaza film oskar alırsa, tüm ergenler burada filmden “gif” paylaşmaya başlar.

    **

    Artist, akıllıca yazılmış ve planlanmış bir film. Zira bu yüzyılda konusu “sessiz film” olmayan bir renksiz ve sessiz bir film yapmak ne derece akıllıca olurdu bilmem; lakin filmin doğal arkaplanı 20. yüzyılın sessiz film furyası olunca siz zaten seyirci olarak bu durumu doğal karşılıyorsunuz. Seyir, kolaylaşıyor.

    Oyunculuklardan bahsetmeye başladığımda Oscar tartışmasına falan gireceğimi bekliyorsanız, yazıyı okumaya siz de son verebilirsiniz. Zira oskar moskar benim gözümde önemli şeyler değil. Yani belirleyici değil. Oyunculuklar, her biri ince işlenmiş, üzerine düşünülmüş ve oyuncular tarafından özel dokunuşlarla eşsiz hale getirilmiş performanslardan oluşuyor. Bu oyuncuların ödüle ihtiyacı yok. Gelecek nesillere “biz böyle oynadık” diyebilecek kadar iyiler. Bir dönem filmi izlediğimizi unutmayalım. Oyuncuların tüm “janr” ve “türük”leri çok iyi çalışılmıştı. Hele Jean Dujardin, hele o adam, off ki of.

    Sinema tekniği açısından ise başka bir başarı, sessiz film geleneğine yeni bir bakış getirlilmiş diyebileceğimiz kadar iddialı.

    Film müzikleri ise, filmden sonra sadece müzikleri dinlediğinizde her bir sahneyi aklınıza kazıyabilecek kadar sağlam.

    ***

    Bu filmi benim böyle fanatikçe övmem doğal tabii. Ortada bir aktörün inişli çıkışlı, son derece gerçek ve çok iyi oynanmış bir öyküsü var. Buna ek olarak, sinema dünyasının gerçek ve acımasız yüzü, sıkı bir reji çalışması, sinema tekniğinin -teknolojiye sığınmayan- yaratıcı kullanımı ve harikulade müzikler var. Üstelik bütün bunlar bile umurunuzda değilse, karşınızda, insana dayanan temelinde sadece ve sadece doğal insani dürtü temelleri olan bir sanat eseri var. Bu bile sessiz salonda kahkahalar atmanıza ya da gözlerinizin dolmasına yetiyor.

    Taraflı bir yazıydı elbette. Lakin blog benim, seyir benim. Hayranıyım bu filmin, n’olmuş?

     
    1. cetinkaya bunu karasgis kullanıcısından yeniden blogladı
    2. minimaladam dedi: Hikaye singin’ in the rain gibi sesli sinema trajedisi üzerine. merak ettim
    3. karasgis bunu gönderdi