Hayatta olduğum ve kendimce mücadele edebildiğim için mutlu muyum, yoksa sıradan bir insan olarak, Cobain’inkine hiç de benzemeyen bir kaderi yaşadığım için üzgün müyüm, bilmiyorum. Bilmemek yıpratıyor.
Cobain, bir tükenişin başladığı noktada, kendini tüketerek gösterdi isyanını. Bunu inatla değil, bir karşı çıkış olarak değil; yalnızca kendi halinde yaşamayı tercih ederek yaptı. Bir rock starı olmayı, bir efsane olmayı hedeflememişti. İçimizden biri olduğu için ve bizim acılarımızı bizimle birlikte, hatta bizim adımıza da yaşadığı için efsaneleşti.
Cobain olmasaydı grunge tarihin vakitsiz çöplüğüne gömülür müydü, zaman zaman dört-beş akorla bu denli zengin, bu denli savurucu, uçurucu müzikler yapabilmenin sırrı neydi? Bunları da bilmiyorum. Daha doğrusu bilmek bile istemiyorum, ilgilenmiyorum.
Beni ilgilendiren tek şey var; Cobain’in yüzündeki hüznün aynısı, benim yüzüme de yakışıyor. Onu dinlerken çırılçıplak, çaresiz ama bir o kadar da gerçek oluyorum.
Kimbilir kaç kez sokaklara çıkıp “Rape Me” diye haykırdım, duyan olmadı. Kurt benim adıma da, bizim adımıza da duyurdu bu çığlığı.
O yüzden ruhumun bütün odalarında hâlâ Kurt’ün posteri asılı.
Altay Öktem
(KURT COBAIN TRIBUTE’da yayımlanmış yazısından)